8 Mayıs 2015

0

Yalnızlığın; yaşı, adı, cinsiyeti, dili, ırkı ve coğrafyası var mıdır?

Yalnızlık, her gün sokaklarda, caddelerde, evlerde, odalarda hüküm sürmekte. Bedenen yanı başımızda duran, nefes alıp verdiğini hissettiğimiz insanlar ruhen bizden çok uzakta. Onları bu denli bizden uzaklaştıran neydi? Neden yan yanayken bile bu kadar uzaklaşabilir. Ruhlarının bu kadar uzaklaşmasının nedeni neydi?

Modern kent yaşantısının acımasızlığı, lanetli bir mekanizmanın çarkları gibi durmamacasına üzerimizde dönerken, nasıl yalnızlığa vakit kaldı böyle? Zaman bizleri peşinden koştururken, çoğu zaman soluk almaya bile vakit bulamazken nasıl oluyor da yalnızlaşıyor insan? Bedenleri evlenmiş ancak ruhları boşanmış, tek ortak noktaları yalnızlık olan birbirinden ayrı insanlar, donmuş bir zamanın iki cansız objesi gibi birlikte yalnızlaşan insan ruhları.
Süslü, ışıltılı mekânların bizlerin hapishanesi olduğunu fark etmiyoruz. İçi dolu odalar günden günde ruhsuzlaşarak bizi birbirimizden ayırıyor. Kafanı çevirdiğinde yanı başında gördüğün insan seninkinden çok daha ayrı bir hayatın karakteri oluyor. Bir gün uyandığında yatağın diğer köşesinde uyuyan yabancı ya da baktığında tanıyamadığın kadın nasıl olabiliyor da bu kadar yakınken sana, uzakta oluyor.
İçi boş, soğuk odalar. Tavana dikilen gözlerin yazdığı sayısız kitap, yatağın boş yanı, boş koltuklar. Kent yaşamının kaçınılmazı yalnızlık; yan yana odalarda birbirinden ayrı hayatlar.
İçine çektiğimiz kabuklarımız, bizi her gün biraz daha içine çekmekte oysa. Bizi umutsuzluğa iten yalnızlık yoksa bizim yarattığımız bir olgu mu? Kolayı seçmek; tüm suçu sistemin üzerine yükleyip, kendimizi kandırmak olmuyor mu?
Nerede, nasıl davranmamız ve hatta yaşamamız gerektiği kurgulanmış ve bize ezberletilmiş.
Asla durmak bilmeyen ve daima insanları peşinden sürükleyen bir savaşın içinde nasıl bu kadar yalnızlaşıyoruz? Onca hareketin ve hızın içinde bu durağanlık nasıl oluşuyor? Kendi içimizdeki savaşımız bir başkasına bahsedemeyeceğimiz kadar mahrem. Zamanın durduğu yerler, hayatların odalar içinde sıkışmasının tanımı. Huzursuzluk, kayıtsız kalmanın ilk olarak kendi içimizde başlaması. Bir arada olmak paylaşmak mıdır yani? Odalar içine hapsolmamızın ve kendi kapılarımızı isteyerek(!) kapatmamızın sebebi nedir? Yalnız olmaktan mı korkmalıyız, yalnız kalmaktan mı?

Küratörlüğünü Yeşim Uzunöz’ün yaptığı, Begüm Mütevellioğlu, Sefa Karakuş, Şeyma Barut ve Yeşim Uzunöz’ den oluşan resim sergisini 8-16 Mayıs 2015 tarihleri arasında Artpoint Gallery&Müzayede ziyaret edebilirsiniz

Comments are closed.